Kendinizi Nasıl Bilirsiniz?

Yıllar önce, sosyal psikoloji ve kişilik psikolojisi araştırmalarında kilit rol oynayan isimler Walter Mischel ve Carol Dweck bir araştırma yaptılar. Araştırmaları sonunda zeka ile ilgili iki ana teori ortaya attılar, bunlar ‘’Artan gelişme’’ teorisi ve ‘’Kendilik’’ teorisiydi.

Artan gelişme teorisi, zekanın akışkan olduğunu savunuyordu. Daha çok çalışıp, daha fazlasını öğrendiğinizde, kendinizi geliştirmek için bilinçli bir çaba sarf ettiğinizde daha zeki olabileceğinize inanıyorsanız ‘’artan gelişme’’ teorisini savunanlardandınız. Öte yandan, zekanın sabit olduğuna, istediğiniz kadar deneseniz de ilk baştaki zeka seviyenizde bir değişim olmayacağına inanıyorsanız ‘’kendilik’’ teorisini inanıyorsunuz demekti.

Aslında araştırmacıların amacı, kişilerin kendileriyle ilgili var olan inançları ile zeka seviyeleri arasındaki ilişkiyi belirlemekti. Ama araştırma sırasında ilgilerini çeken başka bir durum ile karşılaştılar. Bu enteresan durum, kişilerin inanışlarına göre değişen göstermiş oldukları çaba ve performanstı. Örneğin kişilerin ‘’yaptıkları hatalar’’ karşısında verdikleri tepkiler, hangi teoriye inandıklarına bağlı olarak büyük bir değişim gösteriyordu.

Artan gelişme teorisine inanan kişiler, yaptıkları hataları bir fırsat olarak görürken, kendilik teorisine inananlar, bu durumu telafisi mümkün olmayan, sinir bozucu bir durum hatta kişisel bir noksanlık olarak algılıyorlardı. Netice de, hataları gelişmek için bir fırsat olarak görenler, yaşadığı deneyimden gelecekte faydalanacakları bir ders çıkartıp, işlerine kaldıkları yerden devam ederken, hataları bir noksanlık olarak algılayanlar onları unutmak istediklerini söyleyip, hatalarını hayatlarından tamamen çıkartma arzusu içerisindelerdi.

Gelişen zeka teorisine inanan bireyler, kendi hatalarını izlemekte ve onların oluşum nedenlerini fark etmede başarılılardı. Bu da onlara kendilerini hızlı bir şekilde düzeltme imkanı sağlıyordu. Başka bir değişle, bir nevi hata farkındalığı ile birlikte hareket ediyorlardı. Hatalarını rahatça kabul edebildiklerinden düzeltmek için de hemen harekete geçebiliyorlardı. Zekanın sabit olduğu teorisine inananlar ise hatalarını kişisel bir özür olarak algıladıkları için üstünü örtme ve yok sayma eğilimindelerdi. Bu yaklaşım da onların gelişmesini ciddi oranda engelliyordu.

Tüm bu veriler bize şunu anlatmaya çalışıyor: Zekanın gelişebileceğine inanmıyorsanız, hatalar karşısında sadece davranışsal (utanmak, hataları gizlemek, yok saymak) olarak değil, aynı zamanda zihinsel olarak da tepkiler gösterirsiniz. Onları unutmaya çalışırsınız. Zekanızın gelişimini kendi kendinize durdurursunuz. Tam tersi zekanın gelişebileceğine inanıyorsanız, hatalarınızı kitlenmiş gelişim sürecinizi açacak birer anahtar olarak algılarsınız.

Kısacası, insanın gelişebileceğine olan inancı arttıkça, hatalarından öğrenme isteği de artıyor. Yani işin özü, kendimiz ile ilgili düşüncelerimizde yatıyor. Aristo: ‘’Boşuna kendinizi kandırmayın, sürekli yaptığınız şey ne ise siz O’sunuz’’ demekle çok haklı. Eğer öğrenebileceğinizi düşünüyorsanız, öğrenebilirsiniz. Başarabileceğinize inanıyorsanız, başarırsınız. Hatalarınızı birer gelişim alanı olarak görürseniz, onlardan pek çok şey öğrenebilirsiniz. Aynı şekilde başarısızlığa mahkum olduğunuza inanıyorsanız, sadece davranışsal olarak değil, zihinsel düzeyde de bu başarısızlığa kendinizi mahkum etmiş olursunuz.

Kontrol bu anlamda tamamen elimizde, beyinlerimiz sadece bizim düşünme şeklimize göre hareket ediyor. O zaman şimdi düşünme zamanı, kendiniz hakkında nasıl bir düşünceye sahipsiniz? Kendinizi nasıl bilirsiniz? Bu soruları daha rahat cevaplamak isterseniz, yaptığınız ufak hatalardan sonra nasıl bir tutum sergilediğinizi düşünerek işe başlayın. Hatalarınıza olan yaklaşımınız, kendiniz hakkında düşünce biçiminizin bir aynası olabilir. Ve düşünce biçiminize dair edineceğiniz bu farkındalık, kendinizi geliştirme mücadelenizde size rehberlik edebilir.

Başka pek çok şeyde olduğu gibi burada da iş kendini doğru tanıma ile başlıyor. İnsanın kendisini gerçek anlamda tanıması, hatalarını gözlemleyip gelişim alanlarını keşfetmesi pek çok sorunun cevabı, dertlerin ilacı olabilir. Belki de daha iyi olmak için ‘neler yapmalıyız’ sorusuna cevap bulmak yerine ‘neleri yapmamalıyız’ sorusuna odaklanmalıyız. Daha iyi olmak için daha kurnaz ya da akıllı olmaya değil, belki de sadece eksiklerimizi fark etmeye, hatalarımızdan öğrenmeye ihtiyacımız vardır. Kim bilir?

Bahar AKIN


Most Recent Posts